Bilardonun kalabalık versiyonu: Snooker

Hemen herkes hayatı boyunca en az bir kere, bir bilardo masasının başında bulunmuş ve o ilk bulunuş sırasında çuhanın yırtılmasına neden olmadıysa bu sporu ara sıra yapmanın mantıklı olabileceğini düşünmüştür. Üç top oyunu biraz daha zor olduğundan, bilardo aşkı genel olarak “Amerikan” adıyla anılan türe yönlendirilmiştir. Söz konusu oyunun, bize oldukça tanıdık gelen ama masanın biraz kalabalık olduğunu düşündüren bir başka versiyonu da İngiltere kökenli olan ve “snooker” adıyla anılan çeşididir. Aslında bilardo salonlarında görmeye alıştığımız bütün aletler oradadır; fakat sanki biraz fazlası da vardır. Hatta dikkatli sayarsak masada on beş tane kırmızı, birer adet siyah, pembe, yeşil, mavi, kahverengi ve sarı top olduğu görülür. İşte bu bizi huşu içinde titreten, herhangi bir mana veremediğimiz bir gizemdir. Snooker masadaki top sayısının fazlalığıyla, bilardonun iş çıkış trafiği hali sayılabilir.
Kim bulmuş ki bunu?
Bir çok ilginç oyun gibi snooker da sıkıntıdan ve yapacak hiçbir şey olmamasından doğmuş. Hindistan’ı sömürmekle meşgul olan İngiliz subayları Muson yağmurlarının gemi azıya aldığı bir gün bilardo oynamaktan sıkıldıklarını söyleyip deneysel çalışmalara girişmişler. Bu deneysel çalışmalardan bazıları ıstakaları tamamen devre dışı bıraktığından ve topların kafa vurularak deliklere atılmasını önerdiğinden pek başarılı olamamış, ancak bu çalışmalardan bir tanesi mucidi Sir Neville Chamberlain’in ismini tarihe geçirmeyi başarmıştır. Ve evet bildiniz söz konusu oyun snooker’dır. Oyun emekleme döneminde bildiğimiz snooker’a pek benzemiyormuş, renkli top sayısı daha azmış ve masa kenarında, renkli topları girdikleri ceplerden çıkartan penguen giyimli beyefendi de henüz ortalarda görülmemekteymiş.
Renkli toplar şirin duruyor. Peki bir işe yarıyorlar mı?
Mantıklı bir soru gerçekten ancak üzülerek belirtmek zorundayım ki o toplar sadece estetik nedenlerle orada değil. İlk görüşte topların çuhayla kontrast yaratıp oyuna renk katmak için orada oldukları sanılabilir elbette. Hatta topları sürekli girdikleri ceplerden çıkarıp oyunculara tehditkar bir şekilde bakan ve sanki “bu top burada duracak anladın mı? Ben burada durmasından hoşlanıyorum, böyle güzel oluyor” demeye getiren penguen giyimli beyefendi de bu iş için oradaymış gibi gelebilir insana, ama işin iç yüzü biraz değişik elbette. Snooker’ın amacı aynı Amerikan bilardonun bazı türlerinde olduğu gibi, bir oyun sonunda rakipten daha fazla puan toplamak olduğundan ve kırmızı toplar bu ayrımı yapabilecek kapasitede görünmediğinden, renkli toplar değişik puanlara ve oyunun gidişini belirleme gücüne sahip. Yandaki grafikte de görülebileceği gibi, en yüksek puana sahip olan, renginin verdiği karizmadan olsa gerek siyah top. Onu altı puanla pembe ve beş puanla mavi takip ediyor. Kahverengi dört, yeşil üç ve sarı iki puan, kırmızı topların herbiriyse bir puan sayılıyor. Renkli topların oyun için önemi büyük olsa da oyuncuların kırmızı toplar tükenmeden bunlara direk atış yapmasına izin verilmiyor. Snooker masası hakkında da söylenmesi gereken birkaç şey var elbette. Normal bilardo masalarının hemen hemen bir buçuk katı büyüklüğünde olan masanın uzun kenarı 3.7, kısa kenarıysa 1.86 metre. Ölçüleriyle biraz göz korkuttuğu doğru gerçekten. Gelelim oynanışa.
Oynanışı
Bisiklete binmek bir kere öğrenildiğinde unutulmaz derler tabii ama bu sözün snooker için geçerli olması pek mümkün değil. O kadar çok kuralı var ki oyuncuların hem bilardo oynamayı çok sevmesi hem de her sabah kahvaltıdan sonra ortalama kırk beş dakika kadar oyunun kurallarını okuması gerekli. Basitçe anlatmak gerekirse, oyun açıldıktan sonra ilk yapılması gereken şey beyaz topu bir kırmızıya çarptırmak ve faul olmasını önlemek. Fauller bu oyunda çok önemli çünkü rakip yapılan faule göre puan kazanıyor, yani çok süper oynasanızda maçı faullerden rakibe hediye etmek oldukça olası. Kırmızı toplar masada olduğu sürece oyun “bir kırmızı, bir renkli” gibi anneannelerimizin örgü örme stiline yakın bir minvalde ilerliyor. Bir oyuncu eğer renkli bir topu ceplerden birine gönderip puan almak istiyorsa, önce kırmızı toplardan birini bir cebe yollamak zorunda. Kırmızı toplar masada olduğu sürece, cebe giren renkli toplar yazının başından beri bahsettiğimiz penguen giyimli amca tarafından eski yerine yerleştiriliyor. Bu sırada oyuncu, sayı aldığı her kırmızı toptan sonra ve ikinci atışını yapmadan hemen önce, cebe yollamak istediği renkli topu göstermek zorunda. Göstermezse veya başka bir topa vurursa bu tabii ki faul sayılıyor ve hedef alınan topun değeri rakibin puan hanesine yazılıyor. Kırmızı topların hepsi ceplerde yerini aldığındaysa renkli toplara, aralarındaki hiyerarşi sırasına göre atış yapılıyor. En düşük sayılı toptan en yükseğine kadar bir sıralama yapılıyor. Bu atışların sonunda bir beraberlik olursa sahneye karizmatik siyah top çıkıyor ve ilk sayının atılmasından ya da ilk faulün yapılmasından sonra oyun bitiyor.
Ayrıntılar
Oyun kurallarının tonla ayrıntısı var doğal olarak. O kadar uzun bir faul listesi var ki bu yazıya sığması pek mümkün görünmüyor ama birkaç örnek vermek olası. Oyuncunun kullandığı beyaz topun kesinlikle masadan ayrılmaması gerekiyor; yani top bir başka topun üstünden atlar ve sayı yaparsa, bu sayı rakibin puan hanesine ekleniyor. Oyuncu ceplerde duran toplardan herhangi birine dokunursa, topun oyunla ilgisi olmamasına rağmen, oyunun en acı cezası olan “yedi sayı cezası”nı yiyor.
Puanlama
Snooker oynamak zor, hem de çok zor. Hem normal bilardo masalarından neredeyse bir buçuk kat büyük olan bir masada oynamayı, hem de bütün bu kuralları akılda tutmayı gerektiriyor. Oynaması zor olsa da, izlemesi oldukça zevkli, özellikle içinde yetenek gösterisi bölümü bulunan turnuvalarda oyuncular toplarla inanılmaz hareketler yaparken, daha da zevkli. Oynanmasa bile izlenmeli ve yukarıda ki puanlama hatırlanıp oyunu boş gözlerle izleyenlere pis pis sırıtılmalı. Neden sırıttığınız sorulduğundaysa mistik bir hava takınılmalı ve ağır ağır, zevkini çıkararak bu yazıdan aklınızda kalanlar bir bir anlatılmalı.
Kaynak: istegenc

Yazar: kairos

Bir Yorum Yazın