Doğum Öncesi ve Sonrası Duygular

Ey erkekler öncelikle sözümüz size. Düşünün ki eşiniz size dünyanın en güzel armağanını veriyor. O armağanda sizin kanınız,hormonlarınız, genleriniz kısaca sizin pek çok özellikleriniz var. Çocuğunuzun en azından daha mutlu, daha rahat beslenmesini ve büyümesini istiyorsanız ve ileride başarılı ve sağlıklı olmasını istiyorsanız size de düşen görevler var. Bu görevler aslında annenin hamileliği ile birlikte başlıyor. Eşiniz o hayatınızın en güzel hediyesini size ulaştırmak ve onu sizin kollarınıza vermek için vücutça, hormonel olarak ve duygusal açıdan çok yıprandı. Annenin hiçbir zaman olmadığı kadar sizin ve yakınlarının desteğine ihtiyacı var. Sağlıklı, akıllı, iyi huylu bir çocuğunuzun olmasını istiyorsanız, eşinizi anlamaya çalışıp, ona yardım etmeniz gerekmektedir. Ataların dediği gibi ‘anasına bak, kızını al’. İleride çocuğunuzla dost olmak istiyorsanız bunun temelini daha hamilelikte anne karnında iken onu severek, annenin moralini yüksek tutarak yapabilirsiniz. Çünkü bebeğiniz annenin göbek bağından geçen hormonlarla içeriden dışarıyı hissederek, adeta anahtar deliğinden gözler gibi aile çevresini ve dış dünyayı izlemektedir.

Size de sözümüz var anneanne ,babaanne ve görümceler. İşte ailenize yeni bir kişi daha katılıyor. Bakın kızınız size tekrar gençlik anılarınızı yaşatacak, neslinizi devam ettirecek, kendiniz ve yakınlarınızdan göz, kaş, burun vb. özellikler bulabileceğiniz, bir yumurcak, cimcime, ufaklık, altıntop ne derseniz deyin bir yavru dünyaya getirdi. İleride onun ailesi, vatanı ve hatta tüm dünya için hayırlı ,iyi bir insan olup , onunla gurur duymak istiyorsanız annesini hamileliği ve sonrasını rahat, huzurlu geçirmesi şart. Siz büyükler olarak bu yazıyı okuyun ve gereken durumlarda gerekli tedavi için tedbirinizi alın. Atalar gene diyor ki ‘ Yaşlılar yapabilse, gençler bilebilse’. Siz tecrübelerinize burada yazılan bilgileri de katarak, gerekli durumlarda gençleri psikiyatrik tehlikelere karşı uyarıp, tedbirinizi vakit geç olmadan alın.

Gebelikte kusma:

Ailenin bir numaralı ufaklığı banyodaki annesinin yanından babasına seslenmektedir “Baba , annem gene çok dondurma yedi herhalde midesi bulanıyor, bugün benimde midem bulanıyor, okula gitmeyip, annemin yanında kalabilir miyim? Üstelik annemin karnındaki kardeşimle de konuşayım, bakalım onun da midesi bulanıyor mu”

Gebelik annelerin vücut yapısında, hormonal ve ruhsal yapıda yaptığı değişimler sonucu hayatı az ya da çok etkileyen bir dönemdir. Annedeki bu vücutsal değişimler sadece annenin kendisini değil ailenin tümünü etkilemektedir.Bu etkiler kişilerin aile yapıları, kültürel düzeyleri, kişilik yapıları, yaş grupları vb gibi çok çeşitli faktörlerle değişiklikler göstermektedir. Bu dönemde görülebilen bulantı ve kusmalar da anne ve bebekte kilo kayıpları hatta, tedavisiz kalındığında bebek ölümü riski taşıması nedeniyle hayati önemdedir.

Normal gebelik bulantı ve kusmaları:

Gebeliğin başlangıç dönemlerinde ve özellikle sabah saatlerinde görülürler. Hamileliğin ikinci yarısından sonra görülmezler. Bu bulantı ve kusmalar vücutta su ve tuz denge bozukluğuna ve çok büyük sorunlara yol açmazlar.

Hiperemezis gravidarum:

Bu tip kusmaların özelliği normal gebelik bulantı ve kusmalarından daha aşırı düzeyde olmalarıdır. Toplam vücut ağırlığının en az % 5 kadarının (60 kg ağırlığında bir anne adayının en az 3 kg kaybetmesi gibi) azalması ve idrara keton cisimleri dediğimiz maddelerin çıkması ile karakterizedir. Bu durum sonucunda vücutta sıvı eksikliği, su ve tuz dengesinde bozulma, idrara vücut için çok gerekli olan proteinlerin geçmesi, kalp atım ve nabız sayısında değişimler, karaciğer ve böbreklerde yapı ve işlev bozuklukları, gözün retina katmanında değişiklikler ve sarılık görülebilmektedir.

Genellikle hamileliğin 5.ayından itibaren azalmakla birlikte normal kusmalardan farklı olarak, daha ileri dönemlere de uzayabilmekte ve hastanede belli bir süre yataklı tedaviye gerek duyulabilmektedir. 1000 anne adayından 1-10 kadarında gözlenebilmektedir.

Anormal gebelik kusmaları (hiperemezis gravidarum) riskini arttıran durumlar:

*Tiroid bezlerinin, Karaciğer bozukluklarının varlığı, şişmanlık, daha önce hiç doğum yapmamış olması ya da ileri annelik yaşı, o andaki ikiz-üçüz gibi çoğul gebelikler, annenin sigara içmesi

Anormal kusmalara yol açan ruhsal etkenler:

*Depresyon, histrionik kişilik bozukluğu ve kaygı bozuklukları ( panik bozukluk, genelleşmiş kaygı boz. ve obsesif-kompülsif boz. gibi)

*Aileler arası ve eşler arasındaki sorunlar

*Hamileliğin ya da kadınlık özelliklerinin birey tarafından olumsuz olarak algılanması

*Hamilelikle ilgili bilgi düzeyinin yetersizliği, kadın-doğum uzmanı ile olan sorunlar

*Anne adayının uygun bir çevresel desteğinin (anne, kardeş,eş, kayınvalide ve komşuların ) olmaması

*Uygunsuz diyetler yapma, geçmişinde anoreksia ve bulimia gibi yeme bozukluklarının bulunması.

Psikiyatrik tedavi:

Tedavide hipnoz ve psikoterapiden faydalanılabilir. Hipnozda benzer duruma sahip bireylerin katıldığı grup hipnozlarının daha etkin olduğu gözlenmiştir. Psikoterapide destekleyici ve davranışçı terapi kullanılır.

Doğum sonrası rastlanan duygu-durum bozuklukları:

1-Doğum sonrası hüzün yaşantısı:

Doğumu izleyen 2-4. gün oluşabilmektedir. Hafif düzeyde de olsa gerginlik,yorgunluk, çocuğunun ya da kendisinin sağlığını konu edinen endişeler, ağlama, sıkıntı, dikkati odaklayamama ve uykuya dalmada sorun ya da sık uyanma görülebilmektedir. Bu durum en yoğun olarak iki gün kadar yaşandıktan sonra, iki hafta kadar sonra düzelir. Doğum yapan kadınların en az yarısında görülmektedir. Belirtiler herhangi bir tedavi uygulanmadan kendiliğinden geçmektedir.

Doğum sonrası hüzünde risk etmenleri:

*Kişinin kanında bulunan kortizol düzeyinin yüksek olması

*Kişinin ilk adetinin yaşıtlarına göre daha küçük bir yaşta gerçekleşmesi

* Bireyinin adetlerinin yaşıtlarına göre daha kısa sürmesi.

Çevredekilerce yapılabilecekler:

Bu dönemde çevredekiler anneyi rahat ettirmeye çalışmalı, bebek bakımına yardım etmeli, anneye çocuğa çok iyi bakabileceği şeklinde destekleyici yaklaşımları olmalıdır. Eğer annenin rahat ve huzurlu, umutlu, güvenli olması sağlanamazsa, kişide daha ileri bir durum olarak “doğum sonrası depresyonu” oluşabilmektedir.

2- Doğum sonrası depresyonu:

Doğum yapan kadınlarda % 10-15 arasında görülmektedir. Mutsuzluk, ağlamaya hazır bir görünüm, gelecek için umutsuzluk, karamsarlık, kendini anne olarak yeterli görememe, iştahta azalma, duygusal durumda neşesizlik, sinirlilik şeklinde aniden değişmelerin olması, dikkatini bir konuşma ya da konuya odaklayamama, kendini geçmiş ya da bugün için suçlama, unutkanlık, yorgunluk, cinsel isteksizlik, başka bir vücutsal hastalığı olduğu şeklinde “hipokondriyak” düşünceler,intihar düşünceleri bulunabilmektedir. Doğum öncesinden doğumdan bir yıl sonrasına dek olan dönemde kadınların % 15 inde görülebilen bir rahatsızlıktır. Daha önceki hamileliklerinden sonra, bu şekilde bir dönem yaşayanlarda yarı yarıya risk vardır.

Hamilelikte depresyon riskinin en fazla 32 gebelik haftasında olduğu ve riskin doğum sonrasında sekizinci ayda en düşük düzeye indiği saptanmıştır. Kişilerin % 60-70 i bir yıl içinde iyileşir. Bireyler kendilerini akşamları daha kötü hissederler.

Tedavide ilaç tedavisi ile sonuç alınamazsa elektroşok tedavisi kullanılabilmektedir.

Doğum sonrası depresyonunda riski arttıran etmenler:

Sorunlu evlilikler, sorunlu birliktelikler, kişinin çocukluğunda ya da gençliğinde ağır sorunlar yaşaması, doğumun uzun sürmesi, çocuğun doğumu, öncesi ve sonrasında mutluluk veren bir ortamın olmaması, annenin yakın çevresinin kişiye destek olmaması, adet sorunları, kişinin kadınlığa bakışı, algılayışı ile ilgili sorunlar önemli risk etmenleridir.

3- Doğum sonrası psikozu:

Yaklaşık olarak 500 kişide 1 oranında görülmektedir. Önceki hamileliklerinde psikoz tablosu görülenlerde risk 3 kişide 1 e yükselmektedir.

Uykusuzluk , gerginlik, baş ağrıları, duygusal açıdan aşırı tepkisellik, huzursuzluk ve gün içinde sıkça dalgalanan bir ruh hali ile başlayabilen bu durum kendini her tür kötü olayın sorumlusu olarak görme, doğan çocuğun aslında kendi çocuğu olmadığını , hatta doğumu bile kendisinin yapmadığı, bebekte bir sağlık sorunu olduğu, ona yeterince bakamayacağı ve acı çektirebileceği için onu ya da kendini öldürerek acılara son verme düşünceleri, bebeğini öldürmesi, kurban etmesi yolunda olmayan sesler duyma gözlenmektedir . Kendilerine zarar verileceği, çevrelerinde olan olayların kendilerine yönelik olup, özel anlamları olduğu, haklarında konuşulduğu şeklinde düşüncelerle birlikte olabileceği gibi aşırı neşe ya da öfke, yerinde duramama, uyumaya gereksinim duymama, kendini çok büyük, her türlü güce sahip ve önemli bir kişi olarak algılama ve bu yönde sesler duyup,ona göre davranma gibi varsanı ve sanrı dediğimiz belirtilerle de seyredebilir. Bazen de nerede olup, ne yaptığını bilememe, yaptıkları ve yaşadıklarını unutma, hatırlayamadığı kısımları kendine göre uydurarak doldurma gibi belirtiler konuşulan konu ya da içinde yaşanan durumlara uygun olmayan yüz ya da diğer vücut dili ile yanıt verme, davranışlarda yavaşlama veya saldırganlaşma şeklinde olan değişimler gözlenmektedir.

Doğumu izleyen ilk iki hafta içinde başlayabilen bu durum erken dönemde ve yeterince tedavi edilmezse yıllarca sürebilen, tedavisi zor bir hale dönüşebilmektedir.

Rahatsızlığın en üzücü tarafı bu rahatsızlıkta hastaların % 4’ünde rastlanabilen bebeği öldürme davranışıdır. Bu nedenle hastalık kişinin çevresince önemsenmeli ve dikkatli olunmalıdır.

Tedavide anne ve bebeğin güvenliği açısından hastaneye yatırılma, emzirmenin kesilmesi ve ilaç tedavisi, tedaviye yanıtsızlık ve ölüm düşünceleri halinde elektroşok tedavisi düşünülmelidir.

Kaynak: psikoloji.gen.tr

You may also like...

1 Response

  1. serap dedi ki:

    fotograf çok güzel :))

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: