Modern Müzik / Rock Müzik Tarihi

Şimdiye dek icat edilmiş en popüler müziğin Rock and Roll olduğunu düşünüyoruz. Rock and Roll kendini ilk göstermeye çalıştığında bir sürü stilin nahoş bir karışımı idi ve olgunlaşması zaman aldı. Arada spesifik türler tanıtsak da müziğin genel evrimini şöyle etraflıca ele almamışız; biz de Rock and Roll ile başlayıp müziğin evrimini 1960’lardan bugüne biraz kurcalayalım dedik, bakalım karşımıza neler çıkacak:

Modern müzik tarihi 1Rock’n Roll terimini ilk kez Alan Freed isimli Cleveland’lı bir DJ 1951’de kullanmış. Esin kaynağı da The Dominoes grubunun “Sixty Minute Man” şarkısında duyduğu “My baby rocks me with a steady roll” sözleriymiş. Şimdi buradaki ‘roll’ ne diyebilirsiniz, ehm, edepsiz bir şey olduğunu söylemekle yetinelim sadece. Rock and Roll’un upuzun tarihine bir bakacak olursanız, şimdi rock müzik olarak tanımladığımız şeyin ne kadar çok stilin bir araya gelmesinden oluştuğunu fark edersiniz, punk’dan garage’a ve hatta hip hop’a kadar. Rock and Roll ilk günlerinde biraz country, biraz caz, biraz gospel, biraz blues imiş. Jerry Lewis, Chuck Berry, Buddy Holly ve elbette Elvis Presley gibi isimler Amerika’nın Rock and Roll anlayışını baştan sona değiştirmişler, Rock and Roll’a asi kişiliğini kazandıran da bunlar olmuş. Müziğin kendisi ve saydığımız icracıları büyüdükçe işin içine görünüş ve imaj kadar ustalık ve stil de girmeye başlamış.

Çiçek çocuklar dönemi: 60’lar

Rock and Roll’un caz, blues, gospel, country ve hatta swing’in birleşmesinden doğduğunu söylemiştik ya, işte o Rock and Roll’u bildiğimiz haline getiren adam Los Angeles’lı bir prodüktör, Phil Spector oldu. Phil Spector gençlik enerjisi ile beslenen öfke ve asiliği alıp The Crystals, The Shangri-Las, The Ronettes gibi döneminin büyük isimlerine dönüştürdü. Ike ve Tina Turner, The Rolling Stones, John Lennon, The Ramones gibi isimleri yaratan adam oldu.

Modern müzik tarihi 1Spector, Rock and Roll tarihinde bir grubun solisti ya da gitaristi olmadığı halde ikon haline gelmiş tek isimdir diyebiliriz. Spector neyin ne zaman yapılması gerektiğini iyi biliyordu, bu yüzden West Coast tarzı meydana çıkarken Jan & Ben ve The Beach Boys gibi grupları yarattı – ki bunları müzik tarihinin ilk boy band’leri olarak tanımlayabiliriz. Okuldan çıkıp sarartılmış saçlarını dağıtarak kocaman sörf tahtalarına atlayan ve okyanus kıyısına koşan gençler sayesinde bu tür müzik uzun süre listelerde kaldı. Del-Tones’un sörf marşı “Miserlou”yu, Pulp Fiction filminden ve Zeki Müren’in “Mısırlı” versiyonundan hatırlayabilirsiniz. West Coast sound’unu yaratan ve takip eden grupların işleri epey bir zaman tıkırında gitti, ta ki ikinci bir müzikal devrim yavaş yavaş şekil almaya başlayana dek. Bu akım içinde kız grupları da tutunmaya çalıştı, ama sörf kültürü içinde kızların görevinin sahilde oturup denizde numaralar yapan genç erkeklerden etkilenmek olması, bu fikrin ömrünü epey kısalttı.

Modern müzik tarihi 1Rock and Roll dünyasında yaşanan son hareket İngiliz istilasıydı. İngilizler o zamana kadarki herkesten daha gürültülü söylüyorlardı ve onları bu kadar büyük yapan da bu oldu. 1964’de başlayan İngiliz istilasının başını tek bir grup çekiyordu: Elbette The Beatles. The Beatles Kuzey Amerika’ya ayak basar basmaz sansasyonlar yaratmaya başladı, yan ürünleri satılan ilk gruplardan biri oldu. Yan ürün derken aklınıza gelebilecek her şeyden bahsediyoruz, beslenme çantalarından bardaklara, sakız paketlerinden John Lennon yastıklarına kadar. Müziğin rengini değiştirdikleri kadar modanın da yüzünü değiştirdiler. Fermuarlı botları ve kâküllü saçları ile ilk kez bir grup insanların görünüşünü de bu kadar etkiliyordu. Hemen ardından The Kinks ve The Rolling Stones gibi gruplar da yollarını bulmaya başladılar, fanatiklikten çılgınlığa doğru kayan bir dinleyici kitlesi edindiler.

The Beatles zaman içinde yavaş yavaş değişime uğradı. Müzik konusundaki esas değişiklik ise 1967’de gerçekleşti, hippi şuuru dalga dalga yayılmaya başladı. The Rolling Stones da 1960’lar boyunca durmadan değişti, sound’larına biraz psychedelica serptiler; değiştirmedikleri şey ise müziklerinin sertliği, hatta zaman zaman kabadayılığa doğru uzanması oldu. 1960’ların sonuna doğru bir San Francisco akımı ortaya çıktı, en gözde gruplar San Francisco’dan Amerika’ya yayılıyordu. Janis Joplin, Jefferson Airplane, The Greatful Dead gibi gruplar San Francisco’yu sallarken daha güneylerde Los Angeles’da The Doors fırtınası fena halde esmeye başladı. Rock and Roll tarihi adına tüm zamanların gördüğü belki de en büyük olay bu dönemde yaşandı: New York’taki Woodstock Festivali. Günler, Janis Joplin’in Rock and Roll’u bir erkek oyunu olmaktan çıkardığı için bütün kadınlarca alkışlandığı, müziğin yaşamı ve bütün dünyayı değiştirebileceğine inanıldığı günlerdi.

Apartman topuklarınızı hazırlayın: 70’ler

Modern müzik tarihi 11960’lardan 1970’lere girildiğinde müzik grupları da “süper gruplar” haline dönüşmeye başlamıştı. Gruplar daha kapsamlı turnelere çıkıp stadyumları dolduruyor, görkemli sahne şovları ile her konseri daha törensel bir atmosfere çeviriyorlardı.

1960’larda kurulan Jethro Tull, The Moody Blues ve Pink Floyd gibi İngiliz gruplar, teknik süper starlar haline geldiler. Black Sabbath, Led Zeppelin gibi gruplar müziğin çizgisini sevimli hippi kültüründen uzaklaştırıp daha karanlık ve mistik temalar üzerinde yoğunlaştılar.

Kuzey Amerika’da ise daha değişik bir tarz popüler olmaya başlamıştı. Geleneksel country müziğini rock ile karıştıran bu tarzın öncüleri Stills and Nash, Lynyrd Skynyrd, Creedence Clearwater Revival ve The Eagles idi. Bunlar Pink Floyd gibi grupların aksine her şeyin akustik olmasından yana bir tavır içine girdiler. Rock cephesinde bunlar olup biterken İngiltere’de glam demlenmeye, Amerika’da da disco patlamaya hazırlanıyordu.

Modern müzik tarihi 1İngiltere’deki glam rock’ın (ya da glitter rock – icracıların gözlerine yaptıkları parıltılı makyajdan alıyordu bu ismi) ilk temsilcisi, katıldığı televizyon programlarına pırıltılı makyajı ile çıkarak fırtınalar gibi esen T-Rex’den Marc Bolan oldu. O sıralar Marc Bolan ile çalışan ve onun parıltısının gölgesinde kalan isim de, bugün gerçek bir süper star olarak bildiğimiz David Bowie. Bolan ve Bowie, onlardan sonra gelecek olan yıldız adaylarının önündeki dikenli yolu, müzikleri ve görünüşleri ile kolaylaştırmış, esas olanın mesaj vermek değil görünüm olduğunu bağıra bağıra tekrarlamışlardı.

Tekrar Amerika’ya dönelim, 70’lerin sonları The New York Dolls, Alice Cooper, KISS ve hatta Aerosmith’in altın yılları oldu. Derken ortaya New York Punk diye bir şey çıktı, The Ramones ve Blondie, İngiltere’de de The Clash ve The Sex Pistols ortalığı pek fena karıştırmaya başladılar. 1960’lardaki garage gruplarına benzemiyorlardı. Onlar da 1960’lardaki öncüleri The Trashmen ya da The Sonics gibi çiğ Rock’n Roll yapmalarına rağmen, müzikleri kulak tırmalayan üç akoru tekrar tekrar çalıp bağırmaktan ibaret değildi.

1980’ler ile pek fena sönen bu balon, 2000’li yıllara geldiğimizde bit pazarına nur yağması suretiyle hayatlarımıza tekrardan sokulacak, garage punk grupları rock’ın yeni kurtarıcısı etiketiyle NME ve Q tarafından önümüze sunulacaktı.

Kaynak: istegenc.com.tr

You may also like...

1 Response

  1. bir dost dedi ki:

    bence herkesin anlayabileceği bir yazı olmalı çocuklar ödev yapar burdan tarihleri falan biraz büyük oolarak yazarsanız daha iyi olur

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: