Diego Armando Maradona

“Mafyayla ilişkileri vardı, uyuşturucu kullanıyordu, kendine iyi bakmıyordu, ancak iyi bir gününde topla yapamayacağı hiçbir şey yoktu.” Henüz yaşarken efsane olmayı başarmak… Milyonlarca insanın idolü olmak, hatta bir dinsel inanç haline gelmek… Hayatındaki tüm iniş çıkışlara rağmen çoğu kimse tarafından futbol dünyasının gelmiş geçmiş en büyük ismi olarak görülmek… “20. yüzyılın en iyi oyuncusu” seçilmek, attığı gollerle futbol tarihine geçmek hatta “Tanrı’nın eli”ne sahip olmak… Magazin ve şov dünyasının göbeğinde yer almak… Uyuşturucu ve kilo problemi… Hakkında yazılan kitaplar, çekilen belgeseller, filmler… Geçtiğimiz günlerde ülkesi Arjantin’in milli takımının başına getirilen Diego Armando Maradona’dan söz ediyoruz elbette.

30 Ekim 1960’da Lanus şehrinde doğan Maradona, ailesi doğduktan hemen sonra Buenos Aires’e taşındığı için Arjantin’in başkentinin bir gecekondu mahallesinde büyüdü. Yoksul bir aileden gelen Maradona, futbol oynamaya her çocuk gibi mahallesinde başladı. Ancak bu ufak tefek çocuktaki büyüleyici yeteneğin fark edilmesi fazla uzun sürmedi. Henüz 12 yaşındayken, başka mahallelerden insanlar onu seyretmeye geliyordu.

Hızla keşfedilen genç adam, henüz 16 yaşına bile tam basmamışken alt yapısından yetiştiği Argentinos Juniors takımıyla ilk profesyonel maçına çıktı. Aynı dönemde Arjantin Genç Milli Takımı’nda da yer almaya başladı. 1979’da Japonya’da düzenlenen Dünya Gençler Şampiyonası’nı kazanan Arjantin’in ve turnuvanın yıldızı olup, 1981’de rekor bir transfer ücretiyle Boca Juniors’a geçti. Ertesi sezon takımını şampiyonluğa taşıyan isimlerin başında geliyordu.

Yaşayan Bir Futbol Efsanesi…1982 Dünya Kupası Maradona’nın, herkesin takip ettiği uluslararası bir arenaya ilk kez çıkışı oldu. Arjantin kupada ikinci turdan öteye geçemese de “Bücür”ün yeteneğini tüm dünya görmüş, artık tüm kulüplerin peşinden koşmaya başladığı bir oyuncu haline gelmişti. Nitekim elini çabuk tutan Barcelona genç oyuncu için 5 milyon paundu gözden çıkarmakta tereddüt etmedi. Genç Milli Takım’dan hocası olan Menotti’yle birlikte Kral Kupası’nı ve İspanya Süper Kupası’nı kazanmayı başarsa da uyum sorunu yaşayan ve İspanya’da çok mutlu olmayan Maradona, üstüne bir de ciddi şekilde sakatlanınca Barcelona’dan ayrılmaya karar verdi. 1984’te yeni durağı, tam manasıyla bir efsane haline geleceği Napoli’ydi.

İtalya liginin büyükleri arasında hep gölgede kalmış, güney İtalya’nın bu zayıf takımı kısa sürede Arjantinli’ye tapmaya başladı. Aslına bakılırsa çok da haksız sayılmazlardı. Zira Maradona neredeyse tek başına 1986’da mavi beyazlılara tarihlerindeki ilk şampiyonluğu yaşatıyordu. Futbol dünyasında bir ağırlığı olmayan takım, Maradona’nın omuzlarında öyle bir yükseliyordu ki: 1989-90’da bir lig şampiyonluğu daha, 1987’de İtalya Kupası, 1989’da UEFA Kupası, 1990’da İtalya Süper Kupası. Ayrıca kendisi de 1987-88 sezonunda ligin gol kralı oluyordu.

Kariyerinin doruğundaki Maradona, 1986’da Meksika’da düzenlenen Dünya Kupası’nda ülkesine de dünya şampiyonluğunu kazandırarak başarısını taçlandırdı. Tek kelimeyle kupaya damgasını vuran Bücür’ün çeyrek final maçında İngiltere’ye karşı attığı iki gol de efsaneleşmesinin en büyük aracı oldu: İlkinde havadan gelen topa İngiltere kalecisi Shilton’la birlikte yükseldiler. Ancak Maradona, kalecinin kontrol etmesine fırsat vermeden topa hafifçe eliyle dokundu. Neden sonra golü elle attığını kabul ederek yaptığı “o benim değil Tanrı’nın eliydi” açıklaması uzun yıllar tartışıldı. Kendi yarı sahasından aldığı topu neredeyse 60 metre sürüp, beş İngilizi çalıma dizerek attığı ikinci gol ise 2002’de FIFA’nın internet sitesinde “Yüzyılın Golü” seçildi…

Ne var ki, küçük bir gecekondu semtinden bir dünya yıldızı olmaya giden yol Maradona’nın aklını da epey karıştırmıştı. Basınla ilişkileri gerildi, magazin gündeminden düşmez oldu. Bir yandan da uyuşturucu kullandığı konuşuluyordu. Antrenmanlara katılmamaya başlayan, Napoli mafyasıyla ilişkileri ortaya çıkan Maradona’nın kariyeri yavaş yavaş düşüşe geçmeye başlamıştı.

1991’de Napoli’de oynarken bir doping testinde idrarında kokaine rastlanınca verilen 15 aylık futbol yasağı, Napoli’yle Maradona’nın aşkının da sonu oldu. 1992-93 sezonunda transfer olduğu Sevilla’da eski günlerinin çok uzağındaydı. Nitekim İspanya’da da fazla kalamayarak ülkesinde Newell’s Old Boys takımına transfer oldu. 1994 Dünya Kupası ise efsanenin milyonların gözü önünde çöküşüydü: Kupada sadece iki maç oynayan Maradona, yapılan doping testinde yasaklı maddeye rastlanınca FIFA tarafından turnuvadan men edildi.

Sonrasında Boca Juniors’la bir kez daha sahalara dönmeye çalışan efsane, ne yapsa ne etse bir daha asla eskisi gibi olamıyordu. Bunda hızla aldığı kiloların da etkisi büyüktü. Uyuşturucudan da bir türlü kurtulamayan Maradona, bir iki kez teknik direktör olarak futbolun içinde yer almaya çalışsa da bunlar hep kısa süren denemeler oldu. Yıllardır aldırmadığı sağlığı, profesyonel bir futbolcu olarak kendine dikkat etmemesi eski günlerin hayaliyle yaşamasından öteye götürmüyordu bu büyük ismi.

Yaşayan Bir Futbol Efsanesi…Nihayet çalkantılı hayatından uzaklaşmaya karar veren Maradona, Küba’da gördüğü uzun tedavi sürecinden sonra uyuşturucuyu bıraktı, midesine takılan kelepçe sayesinde de aşırı kilolarından kurtuldu. Çeşitli televizyonlarda şov programlarına katılan, yorumculuk yapan Bücür, aldığı sayısız ödülün keyfini çıkarmaya başladı. Bir yandan da lafını hiç sakınmayarak, futbol endüstrisine, futbol dünyasında gördüğü yanlışlara karşı bayrak açtı.

Şimdi, uzun zamandır kriz içindeki Arjantin Milli Takımı’nı kurtarması için göreve getirilen Maradona, şüphesiz futbol tarihinin gelmiş geçmiş en büyük isimlerinden birisi. Baştan çıkarıcı, izleyeni büyüleyen yeteneği, saha dışında kimseye “eyvallah” demeyen tarzıyla tam bir fenomen olan Maradona daha uzun yıllar çocukların mahalle maçlarında kendilerine verecekleri isim olmaya devam edecek gibi. Çünkü şu bir gerçek ki o, futbolseverlerin hafızasında “Marabaaa Televole” demenin çok ötesinde bir yere sahip…

Kaynak: istegenc.com

You may also like...

Bir Yorum Yazın