Evrene açılan kapı Cusco

Mayıs 15, 2014

Peru’da, etrafını çevreleyen 12 dağ kütlesinin ortasındaki ovaya kurulmuş olan Cusco için, evrene açılan kapı denilir. Cusco’yu çevreleyen 12 dağın her birinin, 12 yıldız kümesinin simgelediği burçlar gibi, 12 insan karakterinden birine sahip olduğu söylenir. Şehrin adı, göbek deliği anlamına da gelir.

Cumhuriyet / Gezi- En parlak dönemlerinde İnka İmparatorluğu’nun sınırları, Kolombiya’nın Ancasmayo Nehri’nden Şili’deki Maule Nehri’ne, Pasifik Okyanusu’ndan Amazon Nehri’ne kadar uzanıyordu. Bugün İnkalar, Ekvator çizgisinin güneyindeki en büyük uygarlık olarak kabul ediliyor. İnkalar, dağlarla vadileri, okyanuslarla nehirleri kavuşturan bu geniş sınırlara, Dört Bucak İmparatorluğu anlamına gelen “Tahuantinsuyu” diyorlardı.

İnkalar, Chavin, Paracas, Nasca, Mochica, Wari gibi olağanüstü medeniyetlerin mirasçısıydılar. İnkalar’ın kökenlerinin 13. yüzyılda Titicaca Gölü çevresinde yerleşmiş olan Ayamarcalar olduğu kabul edilir. Efsanevi kurucuları Kral Manco Capac döneminde Cusco çevresinde güçlerini kabul ettirdikleri söylenir. Çok kısa sürede bu dev imparatorluğu kurmayı başaran İnkalar’ın başlangıç olarak önem verdikleri iki noktayı gözden kaçırmamak gerekir. Öncelikle bugün bile birçok noktası ayakta olan binlerce kilometrelik mükemmel yollarla imparatorluğun şehirlerini birbirlerine bağlamışlardı. İdari başkentte sona eren 4 ana yoldan başka, Ceques en az 40 kadar küçük yol da Cusco’yu, 330 civarında Huacas’a yani kutsal kayalıklara, dağlara, su kaynaklarına bağlıyordu. İmparatorluk sınırları içinde yaşayan bütün uluslardaki resmi memurların, İnkalar’ın ana dili olan Quechua’yı veya Keçuva dilini konuşmaları istenirdi. Güneş, toprak, su gibi dinsel faktörlerin yanında Keçuva dilinin konuşulma zorunluluğu da çok önemli bir faktördü.

Cusco kenti, Huatanay ve Tullumayu nehirlerinin, dağların arasında oyduğu vadide kurulmuş. Şehrin, Keçuva dilinde Qosqo olan adı İspanyol istilasında Cusco’ya dönüşmüş ve öyle de kalmış.

İnkalar, Cusco’yu inşa ederken, şehrin mimari planını kutsal hayvanları pumaya benzetmişler. Şehrin planı en güzel bir uçaktan bakınca anlaşılır. Büyük kalenin üzerinde inşa edilen Sacsayhuaman Tepesi’nin pumanın başı, Tullumayu ve Saphy nehirlerinin arasının pumanın vücudu, bu iki nehrin bittiği yerdeki Huatanay Irmağı‘nın da pumanın kuyruğu olduğu düşünülerek şehrin planlandığı kabul edilir. Huacaypata ve Cusipata Meydanları, şehrin merkezleriydi. Seçilmiş kadınların konutu Acllahuasi veya Aclla Wasi, Suntur Wasi ve silah evi meydanın etrafına yerleştirilmişti. İspanyol istilasından önce, grip gibi basit bir hastalıktan öldüğü düşünülen büyük kral Huayna Capac’ın oğulları Huascar ve Atahuallpa arasında çıkan iç savaşta imparatorluk çok zarar görmüş. Huascar’ın ordusunu yenen Atahuallpa, 1532’deki Cajamarca katliamından sonra da Cusco’yu yerle bir etmiş. Ancak askeri olarak çok zarar görmüş olan İnkalar, bundan sonraki süreçte diğer yerli kavimlerinin desteklediği 60 kadarı atlı 200 civarı İspanyol askeri karşısında uzun süre direnemeyecektir. 1533 yılı da İnka medeniyeti için sonun başlangıcı olarak kabul edilir.

İnkalar, And Dağları Medeniyetleri’nin kurucuları değil mirasçıları olarak kabul edilirler. İmparatorluklarını kurarken kendilerinden önceki medeniyetlerden çok faydalanmışlar. Ancak geniş topraklarda, yüksek dağlarda, çok farklı insan ve etnik grupları üzerinde etkinlik kurmalarına rağmen tam egemen olamamışlar. Cusco ve iç kesimlerdeki güçlerini sahillerde gösterememişler. Yüksek savaş gücüne sahip olmalarına karşın, çok acımasız olduklarından diğer kavimler tarafından sevilmemişler. Kısacası 1533 yılında karşılarında yalnızca atlı, toplu, tüfekli bir avuç İspanyol’u değil, onların kıtaya taşıdığı grip, suçiçeği, frengi gibi bağışıksız oldukları hastalıkları ve kendilerini sevmeyen yüz binlerce de yerli kavim askerini bulmuşlar. Zaten 16. yüzyılın en zengin Güney Amerika kenti kabul edilen Cusco’nun, altın, gümüş ve değerli taşlarla süslü binalarıyla İspanyolları şaşkınlığa uğratan bu görkemli uygarlığın, yalnızca kırk yıl içinde tarihten silinmesi bir avuç askerin gücünün üzerinde bir olay. 1532 yılında 12 milyon olan İnka İmparatorluğu nüfusu, 1626 yılında 6 yüz bin kişiye kadar inecektir.

Kutsal pumanın başının gösterildiği köşedeki Sacsayhuaman Kalesi, 1460 yılında Kral Pachacutec tarafından, Chancas’lara karşı elde edilen zaferlerin anısına inşa edilmiş. 50 yıl süren inşaatta 30 bin kişi çalışmış. Sacsayhuaman aslında yalnızca kale değil, aynı zamanda dini, politik ve askeri bir merkezdir. Kalenin, 18 – 20 metre uzunluğundaki surları üç sıra olarak yapılmış. Bazı yerlerde doğal kayaları korumuşlar ve taşıdıkları taş bloklarla sırayı tamamlamışlar. İnkalar da depremden çok çekmişlerdi. Yapılarını ne kadar sağlam yaparlarsa o kadar güvende olacaklarını düşünmüşlerdi. Sacsayhuaman Kalesi’nin karşısındaki teraslarda tarım yapılıyordu. Kalenin taşları, İspanyollar tarafından Cusco’daki katedral, saray ve diğer inşaatlarda kullanılmış olmasına karşın görüntü hala çok etkileyicidir.

Cucso’nun ana merkezi Plaza Das Armas 3 bin 460 metre, Cusco’ya yaklaşık 100 kilometre uzaklıktaki Ollantaytambo 2 bin 700 metre, Machu Picchu ise 2 bin 400 metre yükseklikte bulunur. Üç bin metrenin üzerindeki irtifalarda alışık olmayanlara oksijen yetersiz gelebilir. İnkalar, Cusco’yu Yukarı Hanan ve Aşağı Hurin olmak üzere ikiye bölmüşlerdi. Bugün de şehir modern ve fakir bölümler olarak ikiye ayrılmış. 400 bin nüfuslu şehirde 20 kilise bulunuyor. Bir zamanlar güneşe ve doğaya tapanların evlatları bugün çok dindar Katolikler olmuşlar.

Plaza das Armas da çok sayıda restoran ve bar hayatı renklendiriyor. Akşamları şehrin bütün yaşamı sanki buraya taşınıyor. Meydanın geniş tarafında katedral ve tam karşısında da Huayna Capac’ın sarayı üzerine inşa edilmiş olan Cizvit Kilisesi bulunuyor. 4 bin metrekare büyüklüğündeki katedralin inşaatı 94 yıl sürmüş. İnkalar, altını Güneş’in alın teri, gümüşü ise Ay’ın gözyaşı kabul ederlerdi. İnka yapılarını dış duvarlarının kaplamalarında kullanılan altın tabakaların İspanyollar’ı şaşkınlığa uğrattığı yazılmış. Atahuallpa’nın da esir düştüğü İspanyollar’a özgürlüğü karşılığında büyük bir oda dolusu altın ve gümüş verdiği tarihe düşülen notlarda görülüyor. Peru, bugün dünyanın yedinci altın ve dördüncü gümüş üreticisi olmaya devam ediyor.

Altın Kale anlamına gelen Koricancha veya Q’Orikancha veya Güneş Tapınağı, 1250’de Manco Capac döneminde inşa edilmiş. 1440’da Pachacutec döneminde eklemeler yapılan tapınakta Wiraqocha’ya baş tanrı olarak tapınılmış. Yıkılmadan önceki tapınağı İspanyollar, Güney Amerika’nın ve hatta İspanya’nın en önemli tapınağı olarak göstermişler. Tapınağın duvarlarının altınla, gümüşle, tavanlarının renkli tüylerle kaplı olduğu anlatılır. Tapınağın üzerine 17. yüzyılda inşa edilmiş olan St. Dominique kilisesi de 1950 depreminde yıkılmış.

Kaynak:Bülent Demirdurak /Cumhuriyet Gezi

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir